Finlandiyalı Çocuklar Neden Bu Kadar Başarılı?

Yeni bir Milli Eğitim Şurası‘nda ülkemizin eğitim politikalarında değişiklikler tartışılırken örnek alınması gereken ülkeler bu işi nasıl başarmışlar bir bakmak gerekmez mi? 
 
Finlandiya’ya yapmış olduğumuz bir bilgilendirme gezisinin ardından edindiğim bilgi ve deneyimleri paylaşmak istedim.
 
 
FİNLANDİYALI ÇOCUKLAR NEDEN BU KADAR BAŞARILI?
 
Kuzey kutbuna yakın, soğuk, ancak eğitim sistemi ile sımsıcak bir ülke Finlandiya. Finlandiya’nın eğitim sisteminin diğerlerinden farkı ne? Neden Finlandiyalı çocuklar bu kadar zeki?
 
Finlandiya ülkemizin yarısı kadar büyüklükte 5,1 milyon nüfusa sahip, çünkü aileler bakabilecekleri kadar çocuk yapıyorlar. Dolayısıyla okullarda öğrenci yığılması görülmüyor.
 
Okulların ekonomik sorunları yok. Gerek devlet gerekse yerel yönetimler okul idaresi üzerindeki bu yükü kaldırmışlar. Devlet bütçesinin eğitime ayrılan kısmı çok yüksek. 
 
Devlet her öğrencinin yıllık eğitim öğretim gideri karşılığı olarak gerekli parayı öderken belediyeler ve sosyal yardım kuruluşları okulların temizlik ve çevre düzenleme işlerini üstlenmişler. 
 
Her öğrenciye okulda ücretsiz olarak öğle yemeği yediriyorlar. Dolayısıyla müdürler “Elektriğin, suyun, telefonun parasını nasıl ödeyeceğim; okulun temizliğini, onarımını hangi parayla yaptıracağım.” kaygısına düşmeden asli görevlerini yapıyorlar. 
 
Okulları denetleyen kurumlar bulunmuyor, çünkü hepsi aynı kalite seviyesinde ve bağımsızlar.
 
 
FİNLANDİYA’DA EĞİTİM SÜRECİ NASIL İŞLİYOR?
 
Finlandiya’da çocuklar doğumlarından 6 yaşına kadar olan süre boyunca, kreşlere ya da her biri ailenin gelirine uygun özel yuvalara gidiyorlar. 6 yaşındaki bütün çocuklar ücretsiz okul öncesi eğitim alma hakkına sahipler. Çocuklar yedinci yaşlarını doldurdukları yıl içerisinde, zorunlu öğrenime başlıyorlar.
     
Zorunlu öğrenimin ilk altı yılında öğrenciler genelde konuların çoğu için aynı sınıf öğretmenine bağlılar. Böylece öğretmenleri onların güçlü ve zayıf yönlerini daha iyi tanıyor.
 
Aynı öğrenciler görsel sanatlar, müzik ve beden eğitimi gibi konularda branş öğretmenlerinden eğitim alıyorlar. Finlandiya’da 7,8 ve 9.sınıflardaki çocuklar her ders için ayrı öğretmenden eğitim alıyorlar. 
 
Sistem, öğretmenleri bir bilim insanı, öğrencileri ise onların laboratuarı olarak görüyor.
 
Temel eğitimlerinde gördükleri zorunlu dersler; ana dil (Fince ya da İsveççe), edebiyat, ikinci ulusal dil, yabancı diller, çevre çalışmaları, sağlık eğitimi, din ya da ahlâk bilimi, tarih, sosyal bilgiler, matematik, fizik, kimya, biyoloji, coğrafya, beden eğitimi, müzik, görsel sanatlar, el sanatları, ev ekonomisi ve rehberlik dersleridir.
 
Zorunlu öğretimini başarıyla tamamlayan öğrenciler, genel ve mesleki eğitim ve öğretim için tercih yapıyorlar. Orta öğretim adı verilen bu evrede Finli öğrenciler zorunlu olarak iki ulusal ana dil, bir yabancı dil, matematik, insani bilimler ve doğal bilimler dersi alıyorlar. Öğrencilerin eğitimleri ulusal bir üniversite giriş sınavı ile sona eriyor.
 
Finli öğrencilerin üniversiteye girme konusunda duydukları kaygı ve stres diğer ülkelerdeki gençlere kıyasla çok düşük düzeylerdedir. Bu da rekabet unsurunun bir stres faktörü olarak ön plana çıkmasını engelliyor. Çünkü onların üniversite sınavlarında öğrencilerin öğretim programlarında ele alınan konuları ne dereceye kadar öğrendikleri değil, günümüz bilgi toplumunda, karşılaşabilecekleri durumlar karşısında sahip oldukları bilgi ve becerileri kullanabilme yeteneğini ölçmeyi amaçlıyor.
 
Aslında onları farklı kılan nedenler, görünüşte oldukça basit. Çünkü Finlandiya’da belirli bir ulusal eğitim programı olmasına karşın, okullar büyük ölçüde bağımsız hareket edebiliyor. Öğretmenler, yardımcı ders malzemelerini kendileri seçerek, istedikleri gibi hareket etme özgürlüğüne sahipler. Otoriteler, öğretmenlere her türlü yetki ve sorumluluğu, özgür çalışma ortamını sağlamışlar. Ders programlarına, okutulacak derslere, bas öğretmen ve öğretmenler birlikte karar veriyor, çevresel faktörleri göz önüne alarak programı kendileri hazırlıyorlar. Sonuçta Finlandiya’daki eğitim sistemini, standart tipte üretim yapan bir "fabrikaya", öğretmenleri de bir tür ‘serbest girişimci‘ olarak tanımlamak yanlış olmaz.
 
Eğitimi ciddiye alan Finlandiya, öğretmenlik mesleğini de çok ciddiye alıyor. Finlandiya’da öğretmenlik çok prestijli ve kutsal bir meslek. Öğretmenlik için başvuranlar çok aşamalı seçim sürecinden geçirilip yetiştiriliyorlar. İyi eğitimli, motivasyonları yüksek ve aralarından en iyileri seçiliyor. Ardından her biri uzman gibi saygı gören kişiler. Neredeyse tamamı lisans eğitimlerinin yanı sıra lisansüstü eğitimlerini de almışlar. Sınıf öğretmenleri pedagojide (çocuk eğitimi), branş öğretmenleri ise kendi alanlarında uzmanlaşmışlar. 
 
Öğretmenler arasında sistemli bir işbirliği var, herkes bildiklerini, deneyimlerini diğerleriyle paylaşıyor. Derslere bazen üç öğretmen birden giriyor. İki öğretmen akademik eğitimi anlatırken üçüncü öğretmen destek gereken öğrencilere yoğunlaşıyor.
 
Öğretmenler pek çok ülkedekinin aksine kendilerini bilginin tek aktarıcısı olarak görmüyorlar. Amaçları, öğrencileri kendi kendilerine düşünmeye ve araştırmaya yöneltmek. Düşünen ve kendini ifade eden öğrenciler yetiştirmek.
                        
Finli bir çocuk aslında okula başlamadan okumayı çoktan öğrenmiş oluyor. Yabancı yapım çocuk programlarının birçoğu alt yazılı olduğundan, çocuklar televizyon izlerken, okumayı da öğreniyorlar. Kendilerini sürekli kontrol eden bir yetişkin olmaksızın, daha çok küçük yaşlardan itibaren, eğitim ve oyunlarına devam edebilmeyi öğreniyorlar.
 
Finlandiya‘daki çocuklar ev ödevlerini yapmak için günde en fazla yarım saat harcıyorlar. Çünkü öğrenmeleri gereken bilgiyi ve uygulamayı zaten okulda almış oluyorlar. Evde sadece bir gün sonrası için hazırlık yapıyorlar. 
 
Öğrenciler Okul üniforması giymiyorlar ama öyle abartılı, markalı da giyinip rekabet ortamı yaratmıyorlar. Finlandiya‘daki okullarda çalıp duran ziller veya üstün zekâlılar için özel sınıflar da bulunmuyor. Çünkü eğitim sistemi, öğrencilerin ekonomik ve sosyal durumlarına bakılmaksızın herkese eşit öğrenme hakkı sağlıyor. Normal eğitim kalitesi yüksek olduğundan özel okullara ve dershanelere burada gereksinim duyulmuyor.
 
Finlandiya’daki okullarda ölçme ve değerlendirme testleri uygulanmıyor. Eşitlik ilkesine dayalı sistemlerinde başarılı olanın öne çıkarılmasına, başarısızın ezilmesine olanak verilmiyor. Öğrenciler sınav sendromu yaşamıyorlar.
 
Finlandiyalı ana babalar çocuklarının üniversiteye girişleri konusunda büyük endişeler taşımıyor. Onlarda çocuğumu hangi dershaneye yollasam telaşı da yok. Çünkü onlarda dershanenin yapacağı işlevi, çocuklar daha anaokullarına başlarken okullar üstlenmiş durumda. Ayrıca uluslararası ölçülere vurulduğunda Finlandiyalı 15 yaşındaki ergen gençler, dünyadaki en zeki çocuklar olarak karşımıza çıkıyor. 
 
OEDC üyesi 57 ülkeyi içine alan değerlendirmede Finlandiyalıların en üst dereceleri paylaşmaları bunun en açık göstergesi.
 
Uluslararası ölçülerde öğrencilere uygulanan söz konusu testler yalnızca çoktan seçmeli sorulardan oluşmuyor. Söz gelişi “Tarihi bir yapının sanatsal değerini tartışın" gibi kompozisyon sorularıyla öğrencilerin dil, okuduğunu anlama ve yazılı ifade gibi alanlardaki becerileri de değerlendirmeye alınıyor.
 
 
FİNLANDİYA’DA FARKLI OLAN NEDİR?
 
Finlilerin okuma alışkanlıkları, Finlandiya‘daki eğitim sisteminin başarısına yaptığı katkı tartışılmaz. Finlandiya‘da doğan her çocuğa devlet tarafından verilen hediye paketinin içinde mutlaka resimli bir kitap yer alıyor.
 
Kütüphaneler alışveriş merkezlerinin hemen yanında yer alıyor. Şehrin banliyölerine günlük olarak seferler yapan kütüphane otobüsleri mevcut. Ülkenin gelişmiş ve düzenli olarak kullanılan halk kütüphane sistemleri var. Kişi başına okudukları yıllık kitap sayısı ortalama 76.
 
İngilizce basılmış bir kitabın Finceye çevirisi uzun süre yapılmadığı için, söz gelişi Fin çocuklar, Harry Potter kitabını İngilizce okumak için büyük gayret göstermişler. Fince basım Harry Potter piyasaya çıktığında çocuklar kitabı çoktan bitirmişler. Kısacası Finliler bu işte para kazanmayı değil, çocuklarının yabancı dillerini geliştirmeyi amaçlıyorlar.
 
Finlandiya ulusal televizyonlarında filmler ve dizilerin bir kısmı dublajlı bir kısmı Fince altyazılı gösteriliyor. Burada da çocukların iki dil arasındaki benzerlikleri ve farkları ayırt etmesi amaçlanıyor.
 
Finlandiyalı öğretmenler, Nokia gibi dünya devi teknolojiye sahip olmalarına karşın, beyaz tahta ve marker yerine kara tahta ve tebeşir; PowerPoint sunumlar yerine tepegöz ve projektörler kullanıyorlar.
 
Geçmişle geleceği harmanlayarak eğitime uyguluyorlar. Aydınlık bir geleceğe sahip olmak için geçmişi unutmamaları gerektiğini iyi biliyorlar. Atalarının yaptıklarını yeni nesillerin anlamalarını, onların duyduklarını hissetmelerini sağlamak için tarihle iç içe yaşıyorlar.
 
Çocukların ailelerinde, okullarında ve çevrelerinde gördükleri sevgi, davranışlarına da yansıyor. Kendine güvenen, ayakları üzerinde duran bireyler olarak yetişmelerine yol açıyor. Finlandiyalı her çocuk küçük yaşından itibaren sorumluluk sahibi olarak yetiştiriliyor. Kimse görevini suistimal etmiyor. Güven duygusunun geliştiği toplumlarda yalanın, başarısızlığın barınamayacağını biliyorlar ve herkes birbirine güveniyor. Güven ortamında yetişen çocukların başarısız olması da mümkün gibi görünmüyor.
 
Okullarda hiperaktif, öğrenme güçlüğü çeken ya da zor öğrenebilir durumu mevcut olan öğrenciler için açılmış kaynaştırma sınıfları var. Bu çocuklar günün büyük bir bölümünde kendi sınıflarında, konusunda uzman öğretmenlerle ders işlerken bazı derslerde diğer sınıflara alınarak arkadaşlarıyla adapte ediliyor, birbirleriyle kaynaştırılıyorlar.
 
Okullarda öğrenciler günlük işlere de yardımcı oluyorlar. Örneğin, bahçede bahçıvanla çiçek bakımı yapıyor, görevlilerle birlikte çöp topluyorlar. Kütüphanelerle, geri dönüşüm programı ve akvaryum gibi birçok faaliyetlerle ilgileniyorlar. Okuldaki görevliler, bu sırada öğrencilere gözetmenlik yapıyorlar. Sonuçta, çocuklarda sorumluluk bilinci ve yaptığı işlere karşı saygı oluşturuluyor.  
 
Finlandiyalı eğitimcilere göre, yetenekli çocukları daha yüksek performans göstermeleri için teşvik etmektense, zayıf ve geride kalan öğrencilere daha çok eğilmek, toplamdaki başarıyı artırıyor. Buradaki ana fikir, daha zeki konumdaki çocukların, kendi gelişimlerini engellemeden, kendilerinden daha geri konumdaki arkadaşlarına yardımcı olacağı ilkesi üzerine kurulmuş. Finlandiya‘da eğitimde ‘rekabet‘ anlayışı diye bir anlayış yok.
 
Orada bireyler bir işe başvurmadan önce Halk Eğitim Merkezleri‘nden birine gidip o işle ilgili sertifika almak zorundalar. Çöpçü bile olacaksa önce sertifikasının olması gerekiyor. Kalifiye olmayan insan, iş başvurusunda dahi bulunamıyor. Finlandiyalı işçilerin; dünyanın en verimli çalışan işçileri olmasının ardında yatan nedenler de buralarda bir yerlerde yatmıyor mu?
 
Sonuç olarak eğitim sistemleri sık sık değişmiyor, her yeni gelen kafasına uygun değişiklik yapmıyor, sisteme eklenecek dersler için yıllar öncesinden alt yapısını oluşturuyor, dersi uygulamaya koyup öğretmenini sonra eğitime tabi tutmuyor, öğretmenlik mesleğini çok önemsiyor,. ülkesinin geleceği olarak gördüğü çocukları önemsiyor, eğitimlerine önem veriyor Finlandiya

ÜLKEMİZİN EĞİTİM SİSTEMİ İÇİN BİRKAÇ ÖNERİ

 
1. Bir an önce belediyeler Finlandiya’daki belediyeler gibi eğitimi finanse edecek duruma getirilip ve devletin yükü azaltılabilir. Böylece velilerin her eğitim-öğretim yılı başında, okullardan gelecek yıllık aidat miktarlarının beklentisi ortadan kalkmış, okul müdürlerinin okullarında para toplayan adam imajı silinmiş olur. Öte yandan müdürlerin haksız soruşturma geçirmeleri engellenebilir. Bunu sağlamak amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne kanun teklifi verilebilir. Bu sayede halkın faturalarda “Eğitime Katkı Payı” adı altında ödediği vergiler de asıl amacına ulaşmış olur. 
 
2. Fransız devrimci Danton’un “Ekmekten sonra, halkın ilk gereksinimi eğitimdir.” derken ne kadar haklı olduğu ortadadır. Finlandiyalı çocuklarda olduğu gibi eğitimin evde başladığı düşünülmelidir. Öğrencilerin yanı sıra velilerin de eğitimi için bir sistem geliştirilmelidir. Örneğin hafta sonları velilere çocuklarının okullarında uzman kişilerce çeşitli konularda eğitim verilmelidir. 
 
3. Koçluk sistemi okullarda yaygın hale getirilip, öğretmenlere koçluk eğitimi verilebilir.
 
4. Ülkemizdeki ezbere dayalı eğitim ve çoktan seçmeli sınav sistemi ivedilikle değiştirilip, yorum yapan, düşünen, düşündüğünü ifade edebilen ve tartışarak konuşan çocukları görebilmek için uzman kişiler “Fin Eğitim Sistemi”ni inceleyerek, ülkemize monte etmenin yollarını bulabilirler. Ülkemiz Kurtuluş Savaşı’nda vermiş olduğu bağımsızlık mücadelesinin bir benzerini de eğitimde verilmelidir. Eğitim Savaşı’na tüm kurum ve kuruluşlarımız ile bu işe gönül veren herkes davet edilmelidir.
 
5. Üniversiteden mezun olan öğretmen adaylarının KPSS sınavlarına değil, onları öğretmenliğe hazırlayacak pilot okullarda eğitim almaya ihtiyaçları vardır. Bunun için bazı illerde fabrika gibi üretim yapan ve stajyer öğretmen yetiştiren okullar belirlenebilir. Bu okullarda stajyer öğretmenler çocuklarla birlikte çalışmalara katılırken, kıdemli öğretmenler de her an onlara yardımcı olmalıdır. Yeteri derecede yetişmiş öğretmen adayları okullara sevk edilmelidir. Finlandiya’daki gibi her öğretmenin kendi branşında mastır derecesi olması şart koşulabilir.
 
6. Çocuklara küçük yaştan itibaren okuma alışkanlığı verilmelidir.
 
Leyla FİDANAY