Çocuklarımızı Özgüvenle Yetiştirelim

Çocuklarımız hayatımızda vazgeçemeyeceğimiz, kıymetli varlıklarımızdır. Onlar için gerekirse canımızı vermeye hazırız ama ayaklarının üzerine basabilmeyi öğretmeye, özgüvenli yetiştirmeye acaba kaçımız varız?
Saydıklarımı, hatta daha fazlasını yapan anne babalar yok mu aramızda. Aynı anne babalar değimlidir ki hakları elinden alındığı hâlde sesini çıkarmadan teslim olan çocuğuna “Ben seni böyle mi yetiştirdim, verdiğim emekler haram olsun.” diyenler.

Böyle dememek için çocuklarımızı kendine güvenen, başkalarının haklarına saygı gösteren bireyler olarak yetiştirelim. Zararın neresinden dönersek kardır diyip Olan olmuş, artık bizden geçti‘‘ demeyelim. Onları olabildiğince özgüvenli yetiştirmek için tez elden şunları yapmaya başlayalım. Başlayalım ki, yanlış kararlar verdiklerinde ellerinden şekeri alınmış çocuklar gibi nereye sığınacaklarını, kimin omzunda ağlayacaklarını şaşırmasınlar:

Haklarını aramayı, fikirlerini ve duygularını yüksek sesle dile getirmekten çekinmemeyi…
 
Onları yetiştirirken her işlerini kendimiz yapar, yorulmamaları için elimizden geleni yaparız. Yemeklerini yedirir, giyinmelerine, ödevlerine yardım ederiz. Mümkün olsa onların yerine derslere girmeye, yazılı olmaya, banyo yapmaya, diş fırçalamaya bile kalkmaz mıyız? Biri bir bardak su istese ondan önce davranıp onun yerine hizmet etmez miyiz? 
Haksızlığa uğradıklarında itiraz etmeyi…
 
Seçim yapmanın, seçim yapamamaktan daha değerli olduğunu bilmeyi...

Tartışma
nın kavga etmek olmadığını…

Bir şeyi yapamadıklarında yardım almaya, uzmana sormaya, çekinmeden "nasıl yapacağım?" demeye, bunun için en azından çaba göstermeye alıştırmayı...

Taraf
olmanın, tarafsız olmaktan daha iyi bir şey olduğunu...

Akıllarından geçenleri söylemekten çekinmemeleri gerektiğini...

Onlara neyi nasıl yapmaları gerektiğini...

İçlerinde amatör bir ruh taşımanın, heyecanı korumak için en iyi şey olduğunu, Bunun yanı sıra profesyonel olmanın da ne demek olduğunu...

Hata yaptıklarında özür dilemelerini, bir iyilik gördüklerinde teşekkür etmeleri gerektiğini...

Yanlışa düştüklerinde "yanlış karar verdim" demeyi; eksik bir şey yaptıklarında "neden bunu düşünemedim?" diye kendi kendilerine sormayı...

Sevindiklerinde havaya zıplamaktan, üzüldüklerinde ağlamaktan, şaşırdıklarında "oha" demekten çekinmemeyi...

"İnsanî Kalite Standartları‘‘
nın ne demek olduğunu bilmelerini…

Kendileri için bir kalite standardı oluşturup hayatları boyunca bu standardı korumayı…

Kendi hakları
nı korumak için başkasının hakkını elinden adice çekip almamalarını...
Rekabet, başarı ve hırs kelimelerinin sözlük anlamını "savaş" olarak anlamlandırmamalarını onlara yüksek sesle anlatalım, öğretelim. 
 
Öğretelim ki, "Empati yapıp kendini karşısındakinin yerine koyabilen, kendi eksiği yüzünden sağa sola saldırmadan önce özeleştiri yapabilen, yaşadığı her olayın öğretici bir tecrübe olduğunu bilen “Hata yaptım, bu aklıma gelmedi, haklısın, bu benim eksikliğim" diyebilen, teşekkür etmekten, özür dilemekten, saygı duymaktan erinmeyen ve kendi hatasını anladığında yaşadığı olaydan ne öğrendiğini düşünüp şükredebilecek olgunlukta bireyler olsunlar.
 
Leyla FİDANAY                                                 
Emekli Öğretmen- Yazar- Profesyonel Öğrenci Koçu